tarafından

Bir Devrin Analizi: NUTUK

Bir Devrin Analizi: NUTUK
Mustafa Kemal 15 ekim 1927’de Mecliste  6 gün süren konuşması olan sonradan “Nutuk yada Söylev” adıyla tarihimizde yerini aldı.
M. kemal Nutuk’a “1919 senesi mayısın 19’uncu günü Samsun’a çıktım” sözleriyle başlar; Türk gençliğe seslenişle bitirmiştir.
– M. Kemal  Nutukla ülkeyi nasıl kurduklarını ve hedeflerini anlatmıştır.
– Nutuk’u üç aşamaya ayırmıştır:
1- Birinci aşama: 19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920 TBMM’nin açılışına kadar kısımı,
2- İkinci aşama: 23 Nisan 1920’den 29 Ekim 1923 Cumhuriyetin ilanı dönemini
3- Üçüncü aşama: 29 ekim 1923’ten 1927 tarihlerini kapsayan Cumhuriyet dönemini anlatmıştır.

tarafından

mustafa kemal’e suikast girişimi

Şeyh Sait ayaklanması bastırıldıktan sonra İstiklâl Mahkemelerinde âsilerin muhakemeleri esnasında alınan ifadeler ve ele geçen belgelerden Terakkiperver Cumhuriyet Partisinin ayaklanma ile ilgisi anlaşıldığından kapatılmasına karar verildi. Ayaklanma hareketlerinin memlekette doğuracağı karışıklıklardan faydalanarak Türkiye Cumhuriyetini yıkmak isteyen Terakkiperver Cumhuriyet Partisi gayesine erişememişti. Bunun üzerine İttihat ve Terakki Fırkası üyeleri bu fırkayı yeniden kurmak için teşebbüse geçtiler. Bunlar iktidarı ele geçirmek için  elde ettikleri birtakım soysuz kimselere Mustafa Kemal’i öldürtmeğe karar verdiler. Bu işle görevlendirilen kimseler İstanbul’da suikast hazırlığına giriştiler. Katiller  işe evvelâ Ankara’da başladılar . fakat bu girişimlerinde başarılı olamadılar.

7 Mayıs 1926’da Anadolu’da bir geziye çıkan Mustafa Kemal  İzmir’e de gelecekti. Bunu öğrenen katiller Mustafa Kemal’i öldürmeğe karar verdiler. Eski milletvekillerinden Ziya Hurşit  Kuvayi Milliye komutanlarından Sarı Edip ve arkadaşları İzmir’e geldiler. Mustafa Kemal’i İzmir’de; Kemeraltı denilen dar caddeden geçerken öldürmek için bütün tertibatı aldılar. Bu cinayeti işledikten sonra Giritli Şevki Beyin motoruna binerek adalara kaçmak üzere hazırlıklarını tamamladılar. Fakat Giritli Şevki Bey katıldığı bu komplonun memlekete getireceği millî felâketi düşünerek pişmanlık duydu ve cinayet planını hükümete bildirdi. Mustafa Kemal İzmir’e varmadan önce suikastçılar silâhlarıyla yakalanarak tevkif edildiler (16 Haziran 1926).

Suikast olayının Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası bir kısım mensupları ile ilgili bulunduğu ortaya çıkmış ve eski İttihat ve Terakkicilerin de bu olayın tahrik ve düzenleyicileri oldukları anlaşılmıştır. Amaçları  önce irticayı tahrik ve dini siyasete alet ederek Mustafa Kemal Paşa’yı iktidardan düşürmekti. Buna muvaffak olamayınca  İttihat ve Terakki’nin ileri gelenleri  Terakkiperver Fırkanın içindeki adamlarıyla suikast teşebbüsü hazırlıklarına girişmişlerdir. Kurulan İstiklal Mahkemesi  suçları sabit olanları idama mahkum etmiştir. 14 Temmuz 1926’da başta Ziya Hurşit  Laz İsmail  Gürcü Yusuf  Çopur Hilmi  Şükrü Bey  Ayıcı Arif  İsmail Canpolat olmak üzere 13 kişi idam edilmiştir.

Mustafa Kemal’i öldürme teşebbüsünün duyulması üzerine suikastçılara karşı duydukları kini Büyük Kurtarıcı Mustafa Kemal’e olan sevgi ve bağlılıklarını belirtmek için bütün memlekette heyecanlı mitingler yapıldı. Gazi  yayınladığı bir beyannamede Cumhuriyet rejimine olan bağlılığını ve inanını bir defa daha belirtti:

“Benim nâçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

tarafından

kabotaj bayramı

Osmanlı Devleti’nin kapitülâsyonlar çerçevesinde yabancı ülke gemilerinetanıdığı kabotaj ayrıcalığı, Lozan Barış Antlaşması’yla 1923 yılında kaldırıldı. 20Nisan 1926 tarihinde de kabul edildi. Kabotaj Kanunu 1 Temmuz 1926′da yürürlüğe girdi.Bu yasaya göre, akarsularda, göllerde,Marmara denizi ile boğazlarda, bütün kara sularda ve kara sular içinde kalan körfez, liman, koy ve benzeri yerlerde, makine, yelken ve kürekle hareket eden araçlarıbulundurma; bunlarla mal ve yolcu taşımahakkı Türk yurttaşlarına verildi. Ayrıca; dalgıçlık, kılavuzluk, kaptanlık, çarkçılık, tayfalık ve benzeri mesleklerin Türk yurttaşlarınca yerinegetirilebileceği belirtildi. Yabancı gemilerin yalnız Türk limanlarıyla yabancı ülkelerin limanları arasında insanve yük taşıyabileceği kabul edildi.

Bir devletin, kendi limanları arasında deniz ticareti konusunda tanıdığı ayrıcalık. Bu ayrıcalıktan yalnızca yurttaşlarının yararlanması, millî ekonomiye önemli bir katkı sağlayacağından, devletler yabancı bandıralıgemilere kabotaj yasağı koyma yoluna gitmişlerdir. Bazı uluslar arası sözleşmelerde de kabotaj yasağı koyma yetkisine ilişkin hükümler yer alır.

Kabotaj bir devletin kendi limanları arasında yolcu ve yük taşıma hakkıdır. Türkiye’de 1 Temmuz Kabotajbayramı olarak kutlanır.

tarafından

rejim karşıtı bir isyan

Şeyh Sait isyanı (1925):
Nedenleri:TerakkiperverCumhuriyet Fırkasının’da Cumhuriyete karşı olanların halkı dini duyguları ön plana çıkararak kışkırması.   2- Lozan’da çözümlenemeyen Musul sorununu İngilizler çözmek için Anadolu’da isyan çıkartmak istemesi
3- Tutucu kesimin saltanat ve hilafeti geri istemesi.
– 13 Şubat 1925’te Ergani’nin Piran köyünde başlayan is¬yan kısa zamanda bölgeye yayıldı. İngilizler isyancılara silah ve cephane yardımında bulundu. Hükümet derhal gerekli önlemleri aldı. ilk önce Doğu ve Güneydoğuda seferberlik ilan etti. Daha sonra da isyan¬cılar kısa zamanda yakalanarak gerekli cezaya çarptırıl¬dılar.
Şeyh Sait isyanının Sonuçları
– İsyanı bastırmak için Takrir-i Sükun Kanunu çıkarıldı. İstiklal Mahkemeleri tekrar açıldı.
–  Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı.
–  Çok partili hayata geçiş için erken olduğu anlaşıldı.
–  İngilizler bu isyan sırasında Musul sorununu kendi çı¬karları doğrultusunda çözümlediler
–  *** Şeyh Sait ayaklanması cumhuriyete karşı yapıl¬mış ilk isyandır.

Kabotaj Bayramı: Ülkemizde Cumhuriyetten önce ticaretin çoğunluğu gayrimüslimler tarafından yürütülüyordu. Deniz taşımacılığının çoğu da gayrimüslimlerde idi.  1 Temmuz 1926’da Kabotaj Kanunu çıkarılarak Türk kıyılarında deniz taşımacılığı, limanlar arasında gemi işletmeciliği ve taşımacılığı Türk vatandaşlarına ve Türk gemilerine verildi.

Mustafa Kemal’e Suikast Girişimi (14 Haziran 1926)
Şeyh Sait ayaklanmasının bastırılması ve Terakkiperver Cumhuriyet fırkasının kapatılmasından sonra cumhuriyete karşı olanlar Mustafa Kemal’e bir suikast düzenle¬meye karar verdiler. Suikast planını Mustafa Kemal Pa¬şanın İzmir’e geleceği gün gerçekleştireceklerdi.
-Bu plan Mustafa Kemal’in İzmir’e yapacağı gezinin bir gün gecikmesi üzerine suikastçıları kaçıracak kayıkçının itirafı  ile ortaya çıktı. Suikastçılar silahla¬rıyla birlikte yakalandılar ve istiklal mahkemesinde gerek¬li cezaya çarptırıldılar.
-Mustafa Kemal suikast girişimi sonrasında: “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacak, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” demiştir.

tarafından

hukuk ve aile

Yeni Türkiye devletinin kurulmasıyla eski yönetimin işlerliğini kaybetmiş bütün kurum ve kuruluşlarının da yeni bir yapıya oturtulması gerekmişti. Çünkü Osmanlı devletindeki bazı uygulamalar, geçmiş yıllarda sorunsuz işlemiş olsalar da, değişen ve gelişen koşullar karşısında aksaklıklar meydana gelmiştir. Bu bozulan kurumlardan biri de adalet kurumudur. Atatürk, bu başıbozukluğu ve çözüm yolunu şöyle açıklamıştır:
“Önemli olan nokta , adalet anlayışımızı, kanunlarımızı, adalet teşkilatımızı, şimdiye kadar bizi şuurlu, şuursuz tesir altında bulunduran, asrın gereklerine uygun olmayan bağlardan bir an evvel kurtarmaktır. Millet, her medeni memlekette olan adalet işlerindeki ilerlemenin, memleketin ihtiyaçlarına uyan esaslarını istiyor. Millet hızlı ve kesin adaleti temin eden medeni usulleri istiyor. Milletin arzu ve ihtiyacına tabi olarak adalet işlerimizde her türlü tesirlerden cesaretle silkinmek ve hızlı ilerlemelere atılmakla asla tereddüt olunmamak lazımdır. Medeni hukukta, aile hukukunda takip edeceğimiz yol ancak medeniyet yolu olacaktır. Hukukta idare-i maslahat ve hurafelere bağlılık, milletleri uyanmaktan men eden en ağır bir kabustur. Türk Milleti, üzerinde böyle bir ağırlık bulunduramaz.”
“…Milletin ateşli inkılap hamleleri esnasında sinmeye mecbur kalan eski kanun hükümleri, eski hukukçular gayret ve çalışma gösterenlerin etki ve ateşi yavaşlamaya başlar başlamaz derhal canlanarak inkılap esaslarını ve onun samimi takipçilerini ve onların aziz ülkülerini mahkum etmek için fırsat beklerler…”
“Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yabancı uyrukluların yargılanmasının kendi konsolosluklarına bırakılması bağımsızlık hakkıyla uyum göstermiyordu. Bu durum, Osmanlı adalet sisteminde onarılması güç yaralar açmıştı. Her ne kadar Lozan hükümleri uyarınca bu adli kapitülasyonlar kaldırılıyorsa da; yine de merkezden yönetilen adalet düzeni oluşturulması mümkün olamıyordu.”

1-)Anayasa’nın Kabulü

2-)Türk Medeni Kanunu

tarafından

çağdaş uygarlığa doğru adımlar

Kıyafette değişiklik: Şapka İnkılâbı, Atatürk’ün Kastamonu gezisi ile başladı. 25 Kasım 1925’te Şapka Kanunu mecliste kabul edildi.
1934’te çıkarılan bir kanunla din adamlarının ibadethaneler dışında dini kıyafetle dolaşmaları yasaklandı. Ancak, tüm dinlerden dini görevlilerin en yetkili kişileri bu yasağın dışında tutuldu.
Not: Mustafa Kemal milli değerlere bağlı çağdaş bir ulus oluşturmak istemektedir. Mustafa Kemal yapacağı bir yeniliği halka önceden anlatmaktadır. Bunun için sık sık yurt gezilerine çıkmış, halka konuşmalar yapmış, gazete ve dergilere demeçler vermiştir. ( Demeç: Yetkili bir kimsenin bir konuda yayın organlarına yaptığı açıklama, beyanat.)
Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik:
– 26 Aralık 1925’te Hicri ve Rumi takvim yerine Miladi takvim kabul edildi. 1 Ocak 1926 tarihinden itibaren miladi takvim kullanılmaya başlandı.
– 20 Mayıs 1928 tarihinde TBMM’de kabul edilen kanunla uluslar arası rakamlar kullanılmaya başlandı.
– Güneşin doğuş ve batışına göre kullanılan alaturka saat yerine milletlerarası saat sistemi kabul edildi.
– Hafta sonu tatili Cumartesi öğleden sonra ve Pazar günü olarak düzenlendi.
– Ağırlık ölçülerinde okka yerine kilo; uzunluk ölçülerinde karış, endaze, kulaç, arşın yerine metre kullanılmaya başlandı. (26 Mart 1931)
1.Tekke ve zaviyelerin kapatılması:
Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine doğru her alanda başlayan bozulma tekke ve zaviyelerde de görülmeye başlandı. Tekke ve zaviyeler siyasi çalışmalar içerisine girmeye ve bazıları da halkın dini duygularını kullanarak çıkar elde etmeye başladılar.
30 Kasım 1925 tarihinde çıkarılan bir kanunla tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı. Böylece, Türk toplumunun çağdaşlaşması ve laikleşmesi yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Ayrıca aynı kanunla şeyh, derviş, baba, dede gibi unvanların kaldırılması toplumda eşitliği, birlik ve beraberliği sağlamada oldukça önemli bir gelişme olmuştur.

tarafından

Hukuk Alanında Yapılan İnkılaplar

Hukuk Alanında Yapılan İnkılaplar 
1) Medeni Kanunun kabulü
2) Ceza Kanunun kabulü
3) Hakimler Kanun kabulü
4) Ticaret Kanunun kabulü
5) Borçlar Kanunun kabulü
6) İcra ve İflas Kanunun kabulü


Hukuk Alanında Yapılan İnkılaplar (Detay)


1-Seriye Mahkemelerinin Kaldırılması ve Yeni Mahkemeler Teşkilatının Kurulması Kanunu (8 Nisan 1924)
2-Türk Medeni Kanunu (17 5ubat 1926)Dini hukuk sisteminden ayılarak laik çağdaş hukuk sisteminin uygulanmasına başlanmıştır.[1]


Hukuk Alanında Yapılan Değişiklikler :


Cumhuriyet öncesinde yargı işleri din adamları tarafından görülürdü. Kadı adı verilen yargıçlar din kurallarına göre karar verirdi. Hukuk alanında yapılan değişiklikle eski mahkemeler kapatıldı. Eski yasalar yürürlükten kaldırıldı. Uygar ulusların yasaları örnek alınarak boşanma, miras, ceza hukuku yeniden düzenlendi. Hukuk devrimi ile kadın – erkek arasında eşitlik sağlandı. Miras konusunda kadın ve erkek eşit pay almaya başladı. Kadınlar da erkekler gibi seçme ve seçilme hakkına kavuştu.[2]


Hukuk Alanında Yapılan Devrimler:


1- Şeriye Mahkemelerinin Kaldırılması ve Yeni Mahkemeler Teşkilatının Kurulması Kanunu (8 Nisan 1924)
2- Türk Medeni ve Borçlar Kanunu (17 Şubat 1926)
3- Ceza Kanunu (1926)
4- Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu (1927)
5- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (1929)
6- İcra ve İflas Kanunu (1923)
7- Kara ve Deniz Ticareti Kanunu (1926, 1929)
Dini hukuk sisteminden ayrılarak laik çağdaş hukuk sisteminin uygulanmasına başlanmıştır.[3]


Hukuksal Devrimler


Hukuk alanında yapılan ve bir bütün olarak “Hukuk İnkılabı” olarak nitelendirilebilecek inkılapların temel amacı laik, demokratik, akla ve bilimsel esaslara v eşitliğe dayalı bir devlet ve toplum sistemi ile yaşam biçimi oluşturmak; bunları korumak ve geliştirmek için gerekli “aklı hür, vicdanı hür” nesilleri yetiştirebilmektir.


a- Hukuksal Devrimlerin Nedenleri


Dine ve dini örfe dayalı bir hukuk sistemine dayalı Osmanlı Devletinde tüm kuralların İslam hukukuna uydurulması her zaman esas olmuştur. Osmanlı ülkesinde yaşayan Müslüman tebaya İslam hukuku,gayrimüslimlere de kendi hukukları uygulanmakta idi. Bu durum devletin vatandaşlarının kanun karşısında eşit olmamalarını ve din bazında farklı kurallara tabi tutulmaları ile sonuçlanıyordu.
Devlet konularının yanı sıra toplumsal ilişkileri düzenleyen hukuk kuralları eski Türk gelenekleri ile İslam hukukunun yoğrulması sonucu ortaya konan örfi kurallarla düzenlenmişti. Ticaret, ceza ve usul hukuku alanlarında Tanzimat sonrası Fransa’dan çeşitli kanunlar alınmış; ancak devletin teokratik yapısı ile bu durum çelişkilerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Ayrıca hukuk sistemindeki çok hukukluluk esası, yeni çağın hukuki ihtiyaçlarının karşılanmasında yaşanan sorunlar ve yukarıda yer verilen aksaklıklar, bağımsız ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisine ait yeni bir hukuk sistemini yerleştirmesi gerektiğini ortaya koymuştur.


b- Hukuksal Devrimlerin Gelişimi


Hukuki inkılapların ön şartını oluşturan siyasi inkılapların tamamlanmasının ardından mevcut hukuk sisteminin yenilenmesi amacıyla çalışmalara başlanmış 1923 yılında Adliye Vekaleti nezdinde komisyonlar kurulmuştur.

1926 yılında İsviçre Medeni Kanunu bazı değişiklikler yapılarak Türk Medeni Kanunu olarak yürürlüğe girdi. Bu kanun seçilirken basit dili, açık, hakime geniş takdir yetkisi veren karakteri ve Avrupa’da kabul edilen en yeni, liberal, kadın-erkek eşitliğine dayanan aile düzenini içeren ve demokratik bir devletin ihtiyacını karşılayabilir olması özellikleri etken olmuştur. Bu kanun ile topraklarımızda yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudilere ayrı hukuk uygulamaları da sona ermiş; yüzyıllar sonra bu topraklar üzerinde hukuk birliği sağlanmış; azınlıklara verilen hukuki ayrıcalıklar da kaldırılmıştır.
Yeni medeni kanun, evlenme, boşanma, miras, velayet, hak ve fiil ehliyeti gibi konularda kadın-erkek eşitliği, tek eşlilik ve medeni nikah usulü getirmiş böylece tüm vatandaşlara aynı medeni hakları sağlamıştır.

Medeni Kanunun yanı sıra 1926 yılında Ceza Kanunu, Ticaret Kanunu, 1927 yılında Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu, 1929 yılında Ceza Muhakemeleri Usulü ve Deniz Ticareti Kanunları, 1932 yılında İcra-İflas Kanunları yine batı kanunlarından yararlanılarak hazırlanmış ve yürürlüğe girmişlerdir.
Hukuk inkılabının en temel adımı ise 20 Nisan 1924 yılında yeni bir anayasanın hazırlanarak yürürlüğe girmesi olmuştur. Yeni anayasa ile, saltanat ve hilafet kaldırılmış; bunların yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin ilkeleri amil kılınmıştır. Bu anayasada “Türk Devleti bir cumhuriyettir,dili Türkçe, dini İslam, başkenti Ankara’dır” ifadesi yer almıştır. Bu anayasada kuvvetler birliği esas alınmış, yargının bağımsızlığı ise vurgulanmıştır. Her türlü kamu hürriyeti ile kız-erkek çocuklarının eşitliği hakim kılınmıştır. 1924 Anayasa’sı devletin tüm işlerinin kanuna uygunluğunu vurgulayarak Cumhuriyetin “hukuk devleti” niteliğinin altını çizmiştir.

30 Kasım 1925’de çıkarılan tekke ve zaviyeler ile türbelerin kapatılmasına ilişkin kanunla laiklik ilkesinin temeli atılmıştır. Bu tür yerlerde yapılan din sömürüsünün engellenmesi, birtakım tarikat unvanlarının kullanımının ve kıyafetlerinin yasaklanması ile Tanrı ile kul arasına girilerek vicdanlarabaskı yapılması önlenmiş; laikliğin temel kuralı olan vicdan özgürlüğünün temeli atılmıştır.

Hukuk alanındaki laikleşmeye paralel olarak 1928’de yapılan anayasa değişikliği ile dini hükümler anayasadan tamamen çıkarılmıştır.
1925 yılında çağdaş hukukçular yetiştirilmek üzere Ankara Hukuk Fakültesi açılmış; daha sonra barolar kurulmuş, mahkemeler yeniden düzenlenmiştir.
Medeni hukuk alanındaki tüm haklarına kavuşan Türk kadınına 1930 yılında belediye üyelikleri için seçme ve seçilme hakkı, 1934 yılında ise her türlü şeçme ve seçilme hakkı verilmiştir.

1937 yılında laiklik, inkılapçılık, devletçilik, milliyetçilik ve halkçılık ilkelerine anayasada bir madde olarak yer verilmiş; böylece altı ilkenin devletin temel ve vazgeçilmez ilkeleri haline dönüştürülmeleri süreci tamamlanmıştır.

Hukuk alanında yapılan inkılaplar ile Türk hukuku laik bir karakter kazanmıştır. Bu karakter sayesinde insanlar arasında hiçbir kıstasa bağlı kalınarak ayrım yapılmıyor; herkes kanun karşısında eşit muameleye tabi tutuluyordu. Kanunların tekliği ve genelliği şeklindeki evrensel ilkenin benimsenmesiyle çok hukukluluk, azınlıklara hukuki ayrıcalık ve imtiyazlar kaldırılıyor; devletin egemenliği önündeki engeller temizleniyordu. Genel anlamıyla Hukuk İnkılabı, dünya işlerini bilim ve akılla yürütme (legal-rasyonalite) yolunu açıyor, devlet yönetiminde keyfiliğin yerine hukuka tabiliği hakim kılıyordu.